Hayata Dair...

Geleceğe dair, hayata dair herşeye rağmen ama herşeye rağmen umudumuz var!

Selçuk üniversitesinde okuyarsanız; şehrin 20.km dışında olan üniversiteye gitmek için tramvaya binebilirsiniz. Tramvaya merkezden bindiğiniz zaman en az 45.dk lık bir yol sizi bekliyor. Ne yapacaksınız bu sürede? En iyi yapacağınız şey kitap okumak olsa gerek. Bende öyle yapıyorum. Ancak son günlerde tramvayda kitap okumak zulüm haline geldi. Kitabın sayfalarını açarak okumaya başlıyorsunuz. 2 dk. geçmeden başınıza 2 kişi dikiliyor. Koyu bir muhabbete başlıyorlar. Dır dır dır dır dır :) susmak bilmiyorlar. Tabi kitaba konsantre olma kat sayınızda düşüyor haliyle. Okuduğunuz satırları tekrar tekrar okuyorsunuz. Bazen hiç anlamıyorsunuz. Başucunuzdakilere "bi susunda" şunu okuyalım diyesiniz geliyor. Bir de başınızdakiler bayansa o zaman kitabı kapatmanızı tavsiye ederim. Dır dırdan okuyamazsınız kitabı.. :) Son zamanlarda ne zaman tramvayda kitap okumaya kalksam baş ucumdaki dır dırcılar çoğaldı. Buradan bütün dır dırcılara çağrı yapıyorum. Ne olur artık kitap okurken rahatsız etmeyin. Dır dırınızı başka mekanlara bırakın. Artık tramvayda rahatça kitap okumak istiyorum.

Hayatta en son yaptıklarımız, hayatta ilk defa denediklerimizin sonuçlarıdır.

Her şey ilk deneme ile başlar ve zaman içinde bunlar bizim alışkanlıklarımız olurlar.

Büyük hayatımızı belirleyen küçücük tercihlerimizdir. Bunlara dikkat etmemiz gerekir.

 

Bişey yapacağımız zaman şunu sormalıyız;

Bu yapacağım hangi safta yer alıyor?

Bunun anlamı nedir?

Bunun meyvesi nedir?

Bunun sonucu nedir?

 

Küçücük davranışlar büyük hayatımızı belirler. İlk deneyimlerimiz, ilk tercihlerimiz nedir bizim?

 

İnsanlar; kötü olan bir davranışı “bir defa yapsam ne çıkar” gibi bir zihin sapması içine giriyorlar, İyi olan bir davranış karşılarına çıktığında ise “ya yapamazsam” deyip iyi davranışı yapmaktan kaçıyorlar. Bu zihinsel bir sapmadır.

 

Küçük bir kötülük yapacağımızda “ya yapacağım bu kötülük bütün hayatımı kapsarsa, böylece bu kötülük hayat tarzım haline gelirse  ne yaparım” demeliyiz.

 

İyi bir harekete teşebbüs ettiğimizde ise “ya bunu en iyi yapan ben olursam,  ya başarabilirsem” dediğimizde iyi işleri yapma konusunda içimizde büyük bir cesaret üretiriz.

 

Hayatımızdaki yaptığımız ilk davranışa, ilk harekete dikkat etmeliyiz. İlk kez öfkelenirsiniz. Birkaç defa daha öfkelenirsiniz ve hayatınızı öfke oluşturur.

Bir defa alkol almaktan ne çıkar?

Bir defa sigara içmekten ne çıkar?

Uyku düzenini bir defa bozmaktan ne çıkar? derseniz o bir defa yapmak öylesine büyük baskılar yapmaya başlar ki içinizde onu her defasında tekrar tekrar yapma eğilimi içine gireceksiniz.

 

Bediüzzaman Hazretleri; "Her bir günah içinde küfre gidecek yol vardır" der. Her bir küçük hata içinde büyük hayatalara giden yollar vardır.

 

Hayata şöyle bakmalıyız: Küçük iyiler aslında çok büyük iyilerdir. Tebessümle bir insanı mutlu kılmak bir çok insanı mutlu kılmak gibidir.

 

Mümin küçük günahlarını başına devrilecek büyük bir dağ gibi görür. Mümin olmayanda dağ gibi günahlarını burnunun ucunda dolaşan bir sinek gibi görür. (Hadis-i Şerif)

 

Hayata böyle bakmalıyız. Hataları çok büyük, küçücük iyileri de çok büyük görürsek. Hatalardan uzaklaşır ve iyilikleri tercih etme eğilimimizin hızla geliştiğini görürüz. 

 

Şöyle bir geçmişimize bakalım:

Hayatımızda kazandığımız alışkanlıklar bizi bırakmıyor. Bir uyuma biçimi ve alışkanlığımız varsa onu bırakımıyoruz. Ya da eleştirildiğinizde tepkiniz neyse  kolay kolay onlardan uzaklaşamıyoruz. Bu alışkanlıkları zaman içinde kazandık ve ilk teşebbüsümüzle, ,ilk deneyimizle kazandık. Yani her şey bir ilk deneme ile başlıyor…

 

Küçük bir ilk deneme bu bakımdan çok önemlidir.


Şu halde tercihlermizin büyük ya da küçüklüğüne bakmayalım. İlk tercihimiz ne tarafta yer alıyor? Buna bakalım...


O halde toplayacak olursak şöyle diyelim:
Hayatımız işgal etmeye çalışan kötü davranışları çok büyütmeliyiz. Şöyle demeliyiz: “ya  hayatımı işgal ederse bu yaptığımız kötü davranış, ya ben dünyadan ayrılma noktasına geldiğimde hayatım tamamen bundan ibaret olursa”

 

Küçükte, büyükte olsa her türlü iyi teşebbüse içimizdeki “başaramazsın” engellerine rağmen “ya başarabilirsem” dersek o zaman her şeyin daha iyiye gittiğini göreceğiz. Kendi kendimize yaptığımız telkinler bu bakımdan çok önemlidir.  

Bir birey olarak okul/iş hayatından, sosyal ilişkilerimize kadar her alanda başarılı olmak istiyoruz. Bu bütün insanların temel paydasıdır. Herkes başarıyı yakalamak istiyor. İşte efendim asıl mesele de burada başlıyor. Nasıl başarılı olacağız? Başarı nereden geçiyor? Başarı için ne yapmak lazım? Bunlar ayrı birer konu ama ben en fazla ihmal ettiğimiz başarının ilk merdiveni olan bir husustan bahsetmek istiyorum.

Bizler hayatta üzerimize düşen vazifeleri yapmakla mesulüz. Bir öğrenci isek derslerimizi sıkı bir şekilde takip etmeli, ekstra çalışmalar ve tekrarlar yapmalı, dersi adeta sindirmeliyiz. Öğretmen isek, anlatacağımız konuya hakim olmalı, öğrencilerimize nasıl daha iyi olabilirim şeklinde zihin muhasebesi yaparak gayret göstermeliyiz ya da bir sporcu isek kondisyonumuzun sağlam tutmak, antremanları eksiksiz yerine getirmek, performansımızı artırmak gibi hususlara dikkat etmeliyiz. Yani işin özü “çalışmak,gayret göstermek, emek sarfetmektir.” Ancak bizler ne acıdır ki yerimizden kıpırdayamıyoruz ondan sonra neden başarılı olamadık diye hayıflanıyoruz. Büyüklerimiz demişler ya hani “emeksiz yemek, zahmetsiz rahmet olmaz” diye. Çalışmadanda hiçbir şey elde edilmez. Dün kazandığımız bazı başarılar varsa bu çalışmamızla olmuştur. Yine yarın için başarılı olmak istiyorsakta bu da ancak çalışmayla mümkündür. O yüzden matematiksel bir formülle ifade edersek ÇALIŞMAK=BAŞARI diyebiliriz.

 

İşte bizler başarı merdiveninde ilk basamağa adımımız ancak çalışmayla atabiliriz. Başarı merdiveninin ilk basamağı çalışmaktır. Çalışmadan diğer basamaklara da geçmek mümkün değildir. Kur’anı Kerimde Yüce Rabbimiz “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” buyurur. O yüzden yapmamız gereken çalışmak, gayret göstermek, üzerimizde düşen vazifeleri titizlikle yerine getirmektir. Sonucunu ise Allah’tan beklemektir. Sonucunda başarıyı verecek olan Allah’tır. Durum her ne olursa olsun bize düşen vazife Allah’a tevekkül etmek, Allah’ın hakkımızda en hayırlı sonucu verdiğini düşünmektir. Çalışmak bizden Başarı ALLAH’tandır.

Ve Ramazan bitti. Allah’a şükürler olsun oruçlarımız tuttuk, teravihler kıldık, değişik vesilelerle Allah’a daha çok yaklaştık. İşte işin asıl önemli kısmı burada başlıyor. Ramazanda göstermiş olduğumuz kararlılığı, hayatın bütününe taşımak. Asıl mesele bu…

Şuurlu Müslümanlık: 1 ay kulluk yapıpta 11 ay istediğini yaparak, Müslümanlıkla uzaktan yakından alakası olmayan bir tavır içine girmek değildir. Aynı kararlılığı hayatımızın tamamına yansıtmalıyız. Çok sevdiğim bir söz var: “Hayatı Ramazan olanın ahireti Bayram olur.” Ne doğru bir söz değil mi? Açıklamaya gerek dahi duymuyorum. Hem düşünsenize Ramazan ne için var? Güzel hasletler edinip, onların kalıcılığını sağlamak için hayatının her anında ramazan şuurunda olmak için, bir fırsat değil mi mübarek ramazan ayı? Öyleyse bu fırsatı niye değerlendirmeyelim ki…

 

Şimdi çevremizde bazı insanlar görüyoruz. Ramazan bitmiş… Müslümanlıkta rafa kaldırılmış.. Seneye ramazan geldiği zaman indirilmek için. Hayda!!! Ee arkadaş sen 1 ay boyunca oruç tuttun. Teravih kıldın. Güzel hasletler edindin. Allah’a yaklaştın. Şimdi Ramazan bitti.. Ee ne oldu da Müslümanlığı rafa kaldırıyorsun. Sen Allah’ın “ben cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım” ilahi fermanını bilmiyor musun? Kulluğun sadece hayatın belli gün ya da vakitlerinde yapıldığını mı sanıyorsun. Halbuki asıl kulluk tüm yaşamı kuşatan kulluktur! Bunu öğrenmedin mi yoksa hiç? Öyleyse indir bakayım o rafa kaldırdığın Müslümanlığı, hayatının her anına yay ki, Ahiretin BAYRAM olsun. Dünyada ve ahirette huzuru ve mutluluğa yakalayabilesin. Öyle ya eğer insan dünya ve ahirette İslamsız Saadeti bulsaydı Allah İslamı ne diye gönderirdi. İslamsız saadet olur mu hiç?

 

Tabi bu gerçekleri önce kendi “nefsimiz” için söylüyoruz… Nefis ve şeytan dur-durak bilmeden bizleri yoldan çıkarma faaliyetine devam ediyor. Uyanık olmalıyız! Tek bir hayatımız var iyi değerlendirmeliyiz. Yeri gelmişken dünya hayatıyla ilgili çarpıcı bir olay anlatayım:

“Bir bilgeye sormuşlar hayat ile ilgili ne buyurursunuz. Demiş ki “İnsan bir trene biner, trende yolculuk ederken pencereden dışarı bakar ve çevresinden çok değerli şeylerin geçtiğini görür. Tren hızlı gitmektedir. Elini pencereden dışarı çıkarır ve o değerli şeyleri almaya çalışır. Ama maalesef hiçbir şey alamaz. Yolculuk boyunca mücadele eder ama mücadelesi boşunadır. Hiç bir şey alamadan son durağa gelir ve bakar ki elinde bişey yok. İşte der bilge hayatta bunun gibidir: Bir çok şeyi almak istersin, sahip olmak istersin ama son durağa gelipte ölüm seninle buluştu mu aslında hiçbir şey alamadığının farkına varırsın, yani dünyalık mücadelelerin boşınadır.”

 

Evet… İnsan öldüğü zaman elinde amel defteri kalır. Bizler de o amel defterimizin artılarla dolu olmasını istiyorsak ki istiyoruz… Hayatımızın değerini çok iyi bilerek hayatımızı ramazan şuurun da geçirme gayretinde olmalıyız. Allah bu şuurda olmayı nasip etsin.

 

Ülkemiz gençliğini ahlaki ve manevi tahribattan kurtarıp, şahsiyetli gençler yetiştirmeyi amaçlayan "bir ülkenin asıl gücü topu, tüfeği değil; asıl gücü inançlı, imanlı evlatlarıdır" anlayışından hareketle çalışmalarını yürüten ve birçok il ve ilçede teşkilatlanan Anadolu Gençlik Derneği'nde görevliyim. Böyle bir topluluk içerisinde bulunduğum için kendimi çok nasipkar hissediyorum. Herkes genç yaşta hayırlı hizmetler yapmak nasip olmaz! Bizler ne mutlu ki dünyanın en büyük topluluğu olan Anadolu Gençlik vasıtasıyla hayırlı faliyetler yapma gayretindeyiz.

Efendim şimdi sizlere bir olay nakledeceğim ki "gençliğin durumunu" çok iyi ortaya koyan bir olay olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki; Anadolu Gençlik Derneği'nin ilköğretim ve liselere yakın yerlerde irtibat büroları yani lokalleri vardır. Gençler buraya gelirler, kitap okurlar, sohbet yaparlar, masa tenisi, satranç oynarlar. Geçenlerde bende bu lokalde ilköğretimdeki gençlerle muhabbet ederken içeri 12-13 yaşlarında bir genç geldi.  Aramızda şöyle bir konuşma geçti:
A:Ben G:Genç 
A:Hoşgeldin, Buyur...
G:Hoşbulduk abi.
A:Seninle tanışalım mı? Adın nedir?
G:-Tanışalım abi benim adım İbrahim.
A:-Hımm.. Demek İbrahim.. İbrahim peki sen İbrahim (a.s.)'ı biliyor musun? İsmin ordan geliyor biliyorsundur heralde...
G:-... Şey.. Bilmiyorum
A:İbrahim (as.) birçok Peygamberin atasıdır. Bizim Peygamberimiz gibi.
G:Bizim Peygamberimiz mi?
A:Evet. Bizim Peygamberimiz'i biliyorsun değil mi?
G:...Şey... (cevap yok)
A:Peki İbrahim bizim kitabımız ne biliyor musun?
G:...... (cevap yok)
A:Peki ya hangi dine mensubuz?
G:..... (cevap yok)

 Daha sonra genci karşıma alarak Peygamberimizi, Müslüman olduğumuzu, Kitabımızın tek ve son ilahi kitap olduğunu anlatıyorum.Olay bundan ibaret.

Evet.. İşte size dinden, imandan, kitaptan bihaber olan bir genç! Bu gencin suçu var demiyorum. Asıl suçu yetiştiren çevre ve ailesidir. Şimdi diyeceksiniz ki; Bakalım ailesi biliyor mu. Ne tuhaf değil mi..? Hergün 5 kez ezanların okunduğu müslüman bir coğrafya da bulunuyoruz ve malesef çok acı ki böyle gençlerle karşılaşıyoruz. O yüzden üzerimize büyük mesuliyetler düşüyor. Bu olay hep aklıma geldikçe "bu gençlik nereye gidiyor?" diye sormaktan kendimi alamıyor ve neticesinde daha çok çalışmamız gerektiğini, gençleri ahlaki ve manevi tahribattan kurtarıp şahsiyetli insanlar olarak yetiştirmekle vazifeli olduğumuzun bilincine varıyorum. Sizce de öyle değil mi? 

İnsanoğlu hayatı boyunca birçok şeyi ertelerde durur, bir süre sonra bu ertelemek hastalık haline gelir ve insan ertelemeyi alışkanlık haline getirir. Artık ertelemek sıradanlaşmıştır. "Acelesi yok canım, yarın yaparım" der durur ama nedense yarını bir türlü getiremez.

Gerçekten de şöyle bir düşündüğümüzde hayatımızda ne kadar çok şeyi erteliyoruz değil mi?
-" Sabah hallederiz "
-" Haftaya yaparım "
-"Sınav zamanı gelsin bakalım, o zaman çalışırım"
-"Yarın kesin başlıyorum"
Evet.. Ertelemekle ilgili çok duyduğumuz alışkanlık haline gelmiş cümleler.

Ertelemekle ilgili internetten araştırma yaparken Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in bir hadisi ş karşıma çıktı; 
                                 "Erteleyen helak olmuştur"
İşte olay budur. Sevgili Peygamberimiz 1400 asır evvelden bizi uyarıyor. Sakın ha ertelemeyin, yapacaklarınızı şimdi yapın. Erteleyen helak olmuştur. Yani yapacaklarını yapamadan, erteleye erteleye kendini yemiş bitirmiştir. O zaman ertelemeye son demenin zamanı geldi ve geçiyor bile. Ben bu yazıyı yazarken bile ilk önce akşam yazarım dedim ama sonra niye erteliyorum ki şimdi yapayım dedim ve ortaya böyle bir yazı çıktı. 

Parolamız; "Şimdi yapmak" olmalı. Ders mi çalışılacak. Şimdi... Günahlardan tevbe mi edilecek.. Şimdi.. Namaza başlanacak.. Şimdi.. Kitap mı okunacak.. Şimdi... Böyle yaptığımız zaman hem zamandan tasarruf ederek daha çok iş yapmış oluruz. Hem de kendimize güvenimizi artırarak mutluluğun tadını çıkartırız.

Prof. Dr Necmettin Erbakan bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük siyasi dehası, devlet adamı, yaşantısı, azmi, kararlılığı, davasına olan fedakarlığı ile herkese örnek gösterilecek bir insanıdır. 
Hep bu millet için çalışmış, bütün ümmetin derdiyle dertlenmiş, hayırlı hizmetler yaparak  kendisinin ardına milyonları katmıştır. Gerçekten ben Erbakan Hoca'yı çok seviyorum.  Hayatında örnek alacağın insanları say deseler bir tanesi de Erbakan Hoca olur şüphesiz.  Bu millet için yaptıkları saymakla bitmez. Ancak ben bir kaç misal vermek istiyorum:
"96-97 yılı.. Refah-yol hükümeti kuruluyor. Erbakan Hoca Başbakan. Hükümet kurulduktan 2 gün sonra memur zammı belli olacak.. Memur sendikası % 25 istiyor ve memur zammının açıklanacağı gün geliyor. Daha iki  günlük hükümet, herkes % 25'in altında bir zam bekliyor ve Erbakan Hoca konuşuyor 
-Yeni kurulan ilk hükümetimizin icraati olarak, memurlarımıza en sevindirici haberi vermek istiyorum. Bakanlar kurulumuz memur zam oranı % 50 olarak belirlemiştir. Hayırlı olsun" 
Düşünebiliyor musunuz? Daha iki günlük hükümet ve milleti için daha ikinci günde yüzde 50 zam la başlıyor. Ardından da hükümette kaldığı 11 ayda % 100'den fazla zam veriyor.  İşte bu ancak Erbakan Hoca'nın milletine olan sevgisiyle, ülkesi için yaptığı fedakarlıkla açıklanabilir. Şimdiye kadar hangi hükümet böyle zam verebildi? Verdikleri zamları görmüyor muyuz? % 2-3'ü reva görüyorlar. Nasıl geçinecek bu insanlar? Memur maaşı 1.000 ytl.. 500'ü kira.. Elektrik, su telefon, gıda... Siz başımızdakiler bu parayla geçinebilir misiniz?
Başka bir misal aktarayım efendim;
Erbakan Hoca doğu illerinden birine konferansa, programa gidiyor. 80 yaşında bir nine Erbakan Hoca'nın yanına gidiyor ve diyor ki "Bana bak Erbakan sen misin (tanımıyor ismini duymuş sadece) ver elini öpecem diyor.. Hayırdır ne oldu? Ninemiz şöyle cevap veriyor:
"Ben bağkur emeklisiyim. Sen hükümetteyken bize zam yaptın ben o zamın yüzü suyu hürmetine ekmek alıp su içebiliyorum. Allah senden razı olsun diyor."  Bu misalleri çoğaltmak mümkün.. Daha neler de neler!  sadece ekonomi alanında değil. Ahlaki ve manevi alanlarda, dış politikada önemli adımlar atıldı. D8 İslam Birliği projesi.. imam hatip okullarının açılması v.b.

İşin özünü aslında İsmet İnönü'nün şu sözü özetliyor. İsmet İnanü Erbakan için diyor ki;
"Bu ülke bir tane evlat yetiştirmiştir. O da dinci çıktı" 
Bugün Allah'a şükürler olsun ki böyle müstesna bir Liderin davasına gönül vermiş insanlarız. Belki bazıları Erbakan Hocayı sevmeyebilirler, hoşlanmayabilirler ama hiç bir şekilde suçlayamazlar. Çünkü tarih Erbakan Hoca'ya altın sayfalarla tanıklık ediyor. 
Zafer İnananlarındır ve Zafer Yakındır 

Bir Ramazan'a daha erişmenin huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz.  Ne güzel, ne bereketli bir aydır ramazan. O öyle bir aydır ki; diğer aylar fazilet ve berekette ramazanla yarışmaya tenezzül dahi edemezler. Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, Peygamberimiz (s.a.v.)'in ifadesiyle "ümmetimin ayı" dediği bu mübarek ayı fırsat bilerek çok iyi değerlendirmeliyiz.

"Fırsat" dedikte bu kelimenin üzerinde durmak istiyorum. Fırsat, yararlanılacak, en uygun zaman demek. Hani Tv reklamlarında görürüz ya.. Filan malda şok kampanya, bu fırsat kaçmaz! Yani fırsat denildiğinde  belki de hayatta bir kez elimize geçen, değerlendirmediğimiz takdirde elimizden uçup giden bir şey olarak anlaşılır... İşte bu yüzden de RAMAZAN ayını fırsat bilmeliyiz. Belki hayatımızda bu mübarek aya bir daha ulaşamayız... İyi huylar edinmeli, kötü huylarımızı terketmeliyiz. Bu ayda samimi bir kalple Allah için gayret göstermeye niyet edersek inanıyorum ki Allah bereket verecektir. Namaz kılamıyorsak namaza başlamalı. Haram ile meşgul oluyorsak haramı terketmeliyiz. Çünkü bu ayın bereketinin fırsatı kaçmaz! Eğer ramazanı hakkıyla değerlendirirsek ertesi ramazana kadar da o hızla bomba gibi bir hayat yaşayacağımız kanaatindeyim. 

Zaman az, yapılacak iş çok... Ramazanın bereketi,mağfireti,rahmeti sağnak sağnak.. Bu mübarek ayı fırsat bilip değerlendirmeye var mısınız? Varım diyenlerdenseniz ne duruyorsunuz... Yapacaklarınızı düşünün... Yazın... Hedef belirleyin.. Azmedin.. Allah'ın rahmet ve merhametini ümit ederek, hayatımıza yeni bir sayfa açın!
"Allah ramazanı hakkıyla değerlendirmeyi nasip etsin"
Hoşgeldin Ramazan...

İnsanoğlu hayatı boyunca bir çok tecrübe yaşar. Olaylardan ya ders alır ya da olayları umursamadan hayatın akışına bırakır. Olaylardan ders alarak tecrübe sahibi olmak hayatta insanı farklı kılar. İnsanın, deneyim sahibi olmasını sağlar. Bir daha aynı olay olursa nasıl davranacağını, hangi tavrın en güzel tavır olacağını ortaya koyar.

Neden ilk yazımda böyle bir girişle başlamak istedim. Çünkü bu blog tecrübe alanı, hayata değişik bakmanın, olaylardan dersler ve ibretler almanın, hayatta dosdoğru bir yol tutturmak için düşüncelerin deftere aktarılması. İnsanın aklına burda şöyle bir soru daha geliyor: Peki neden "yazmak" fiili gerçekleşiyor. İnsan düşünse daha iyi olmaz mı? Hem zamandan da tasarruf eder?
İşte burada bizler düşünme eylemini yapamıyoruz. Neyi, nasıl düşüneceğimizi bilemiyoruz. Ya çok az düşünüyoruz, ya da hiç düşünmeden olay ve durumları atlayarak geçiyoruz. Dolayısıyla insan yazdığı zaman beyin ne yazacağını düşünür, böylece düşünme eylemi tam olarak gerçekleşmiş olur. Bir de atalarımız demişler ya "söz uçar yazı kalır" diye. O yüzden insan düşündüklerini ifade ettikten sonra dönüp arkaya baktığında yazdıklarını okuması da aynı zamanda bir tecrübedir.

O yüzden güncel-defter sayfası bir aciz insanın düşündüklerini ifade ediş sanatını ortaya koyuyor. Belki o insan, bazen saçmalayacak. Belki bazen sıkacak.. Belki bazen gülümsetecek, kızdıracak, ağlatacak Ama herşeye rağmen aslını,kendini aramaktan vazgeçmeyecek!
Haydi Bismillah!